Borçluların, borçlarını ödememek ve hacizden kurtulmak amacıyla mallarını başkalarına devretmesi, alacaklıların sıklıkla karşılaştığı bir mağduriyettir. Bu duruma karşı hukuk sistemimizin alacaklılara sunduğu en önemli hukuki yol tasarrufun iptali davasıdır. Ancak bu davaların kabul edilmesi için kanunun aradığı çok sıkı şartlar vardır.
Bu yazımızda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) 23.10.2013 tarihli, 2013/224 Esas ve 2013/1478 Karar sayılı içtihadı ışığında, bu davalardaki en temel koşullardan biri olan “gerçek bir alacağın varlığı” şartını ve borçlu ile alacaklı arasındaki akrabalık ilişkisinin bu duruma etkisini inceleyeceğiz.
Tasarrufun İptali Davası Nedir?
Tasarrufun iptali davası, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılır. Borçlunun, alacaklısından mal kaçırmak kastıyla yaptığı devir işlemlerinin hükümsüz kılınması için açılan bir davadır.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: Bu davanın amacı, malın mülkiyetini üçüncü kişiden alıp tekrar borçluya geçirmek (yani maddi hukuk anlamında bir butlan) değildir. Dava kanıtlanırsa, devredilen mal borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış gibi kabul edilir ve alacaklıya bu malı haczettirerek sattırıp, oradan elde edilecek bedelle alacağını tahsil etme imkanı sağlanır.
Tasarrufun İptali Davasının Şartları Nelerdir?
Yargıtay HGK kararına göre, bir tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için şu ön şartların varlığı zorunludur:
- Alacaklının, borçludan gerçek bir alacağının olması.
- Borcun, iptal edilmesi istenen tasarruftan (satıştan) önce doğmuş olması.
- Borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması.
- Borçlu hakkında alınmış bir “aciz belgesi” bulunması.
Eğer üçüncü kişi (malı devralan kişi), borcun aslında gerçek olmadığını, tarafların sırf kendi elindeki malı almak için sahte (muvazaalı) bir borç ilişkisi yarattıklarını iddia ederse, mahkemenin öncelikle tasarruf sahibinin “borçlu sıfatını” yani borcun gerçek olup olmadığını çözmesi gerekir.
Örnek Olay: Akrabalar Arası Borç İlişkisi Muvazaa Sayılır mı?
İncelediğimiz Yargıtay kararında süreç şu şekilde gelişmiştir:
- Alacaklı, elindeki 90.000 TL bedelli bonolara (senetlere) dayanarak borçluya karşı icra takibi başlatmıştır.
- Ancak borçlu, bu icra takibinden önce üzerine kayıtlı taşınmazı üçüncü bir kişiye (arkadaşına) satmıştır.
- Evi satın alan üçüncü kişi, davadaki savunmasında alacaklının alacağının gerçek olmadığını, davacı ile borçlunun kendi aralarında anlaşmalı (muvazaalı) olarak senet düzenleyip icra takibi yaptıklarını iddia etmiştir.
- Yerel mahkeme, alacaklı ile borçlu arasında bir akrabalık bağı (borçlunun kızının, alacaklının kardeşiyle evli olması) bulunduğunu belirterek alacağın gerçek olmadığı kanaatine varmış ve davayı reddetmiştir.
Yargıtay’ın Emsal Kararı: “Akrabalık Tek Başına Delil Değildir”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yerel mahkemenin verdiği ret kararını isabetsiz bularak bozmuştur. Kararda şu kritik değerlendirmeler yapılmıştır:
- Akrabalık Bağı Yetersizdir: Taraflar arasındaki “dünür” olma ilişkisi, sırf bu nedene dayanarak alacağın muvazaalı (sahte) olduğunu kabul etmek için tek başına yeterli bir delil değildir.
- Borcun Doğum Tarihi Esastır: Olaydaki borç ilişkisi 10.01.2006 tarihli senetlere dayanmaktadır ve malın 11.10.2006 tarihindeki satışından önce doğmuştur.
- Hayatın Olağan Akışına Aykırılık: Evi satın alan üçüncü kişi, borçlu aleyhine “elatmanın önlenmesi (evden çıkarma)” davasını ancak tasarrufun iptali davası açıldıktan sonra açmıştır. Ayrıca borçlu, sattığı iddia edilen evde uzun yıllar boyunca (21.05.2010 tarihindeki haciz ve tahliyeye kadar) oturmaya devam etmiştir.
Yargıtay, tüm bu maddi ve fiili olgular birlikte değerlendirildiğinde, sırf taraflar akraba diye borcun sahte olduğunun varsayılamayacağına ve davanın esasına girilerek satış işleminin iptale tabi olup olmadığının incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Sonuç Olarak
Tasarrufun iptali davalarında davanın dinlenebilmesi için alacağın şeklen değil, gerçek anlamda var olması hayati önem taşır. Malı satın alan iyi niyetli üçüncü kişiler bu durumu her zaman ileri sürebilirler. Ancak iddiaların somut delillerle desteklenmesi şarttır; Yargıtay’ın da açıkça belirttiği üzere alacaklı ile borçlu arasındaki akrabalık, borcun sırf bu sebeple sahte olduğunu ispatlamaya yetmez.


