Miras hukuku davalarında en sık karşılaşılan durumlardan biri, murisin (miras bırakanın) sağlığında mal varlığını bir çocuğuna devretmesi ve diğer kardeşlerin mirastan mahrum kalmasıdır. Genellikle kardeşler, dava yoluna gitmemek için kendi aralarında “adi yazılı” (noter onayı olmayan) bir protokol imzalarlar. Peki, bu sözleşmenin hukuki geçerliliği olduğundan bahsedilebilecek midir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.03.2023 tarihli ve E. 2022/598 K. 2023/237 sayılı kararı, bu konuya açıklık getiren önemli tespitler içermektedir.
Özet Olarak
Dava konusu olayda, kardeşler arasında bir miras anlaşmazlığı yaşanmıştır. Davacı kız kardeşler, erkek kardeşlerinin (davalı) babalarından kalan taşınmazların çoğunu muvazaalı (danışıklı) olarak üzerine aldığını iddia etmişlerdir. Kardeşler dava açmasın diye erkek kardeş, 10.04.2012 tarihli bir sözleşme ile kız kardeşlerine 6 adet daire vermeyi, veremezse bunların bedeli olan 900.000 TL’yi ödemeyi taahhüt etmiştir.
Ancak sözleşme noterde değil, adi yazılı şekilde yapılmıştır. Erkek kardeş daireleri vermeyince, kız kardeşler 900.000 TL için icra takibi başlatmıştır. Erkek kardeş ise, “Gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri noterde yapılmazsa geçersizdir, dolayısıyla bu sözleşmedeki cezai şart (para ödeme borcu) da geçersizdir” diyerek itiraz etmiştir.
Yerel Mahkeme Kararı Üzerine
Yerel mahkeme, davalı kardeşi haklı bularak davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme, taraflar arasındaki belgenin bir “taşınmaz satış vaadi sözleşmesi” niteliğinde olduğunu, bu tür sözleşmelerin geçerli olması için resmi şekilde (noterde) yapılması gerektiğini belirtmiştir. Ana sözleşme şekil şartına uyulmadığı için geçersiz sayıldığından, buna bağlı olan “cezai şartın” (900.000 TL ödeme yükümlülüğünün) de geçersiz olduğuna hükmetmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Emsal Nitelikteki Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK), yerel mahkemenin kararını bozmuş ve davacı kız kardeşler lehine emsal nitelikte bir karar vermiştir.
1. Sözleşmenin Gerçek Amacı Nedir?
Yargıtay, bu sözleşmenin klasik bir “taşınmaz satış vaadi” olmadığını tespit etmiştir. Taraflar aslında bir alım-satım ilişkisi içinde değildir; amaçları muristen kalan mallar üzerindeki “muvazaa davası” hakkından vazgeçilmesi karşılığında bir anlaşma (sulh) sağlamaktır.
2. Cezai Şart mı, Seçimlik Borç mu?
Kararın uyuşmazlığın esası bakımından oldukça büyük önemi haiz kısmı, sözleşmede belirlenen cezai şartın hukuki niteliğine ilişkindir. Yüksek Mahkeme, sözleşmedeki 900.000 TL’lik ödemenin teknik anlamda bir “cezai şart” olmadığını belirtmiştir.
Cezai şart, asıl borca (burada daire devrine) bağlı fer’i bir hak olup geçerliliği asıl borcun geçerliliğine bağlıdır. Bir başka deyişle asıl borç geçersizse cezai şart da geçersiz olup hukuki olarak ileri sürülemez.
Ancak Yargıtay, buradaki 900.000 TL’nin “bağımsız bir taahhüt” ve “alternatif (seçimlik) bir borç” olduğuna karar vermiştir. Erkek kardeş, “Ya daireleri veririm YA DA bedeli olan 900.000 TL’yi öderim” demiştir.
Daireleri devretme taahhüdü şekil şartı (noter onayı) eksikliği nedeniyle geçersiz olsa bile, para ödeme taahhüdü geçerliliğini korur. Çünkü para borcu altına girmek için resmi şekil şartı aranmaz.
Sonuç Olarak
Bu karar ışığında, miras paylaşımı veya gayrimenkul ihtilaflarında elinde adi yazılı belge bulunanlar için şu sonuçlar doğmaktadır:
- Sözleşmeyi Doğru Okumak: Bir sözleşmenin başlığının ne olduğu değil, içeriğinin ne anlattığı önemlidir. Yargıtay, sözleşmenin tamamını dikkate alarak yorum yapar.
- Alternatif Borç Güvencesi: Sözleşme hazırlarken “Bunu yapmazsan ceza ödersin” demek yerine, “Bunu yapmayı, yapamazsam şu bedeli ödemeyi bağımsız olarak taahhüt ederim” şeklindeki ifadeler, sözleşmenin şekil şartı nedeniyle geçersiz sayılmasını engelleyebilir.
- Noter Şartı Her Zaman Kurtarıcı Değildir: Karşı taraf, sözleşmenin noterde yapılmadığını ileri sürerek borçtan kurtulmaya çalışsa bile, Yargıtay dürüstlük kuralına ve taahhüdün niteliğine bakarak ödeme yapılmasına karar verebilir.
Sonuç olarak; Yüksek Mahkeme, şekil şartı eksikliği nedeniyle sözleşmelerin tamamen geçersiz sayılmasının adaletsiz sonuçlar doğurabileceği durumlarda, sözleşmedeki “para ödeme taahhüdünü” gayrimenkul devrinden ayırarak geçerli kabul etmiştir. Bu karar, miras taksimi ve aile içi anlaşmalarda adaletin tecellisi adına büyük önem taşımaktadır.


